Giriş
Günümüzde toplumların dünya üzerindeki
varlıkları ve güçleri sahip oldukları ekonomik güç ile doğru orantılıdır. Bu
sebeple bir ülkenin iktisadi analizinde o ülkenin üretimi, teknolojisi ve iş
gücü piyasasının nitelikleri oldukça belirleyicidir. Ayrıca artık bu gibi
üretim bileşenlerine mercek tutarken, toplumların içindeki farklılıklar,
ötekileştirmeler, ikincil özne statüsü atfetmeler ve ezmeler/ezilmeler de
yorumlama sürecine dahil edilmektedir. Bu artan bilince rağmen ülkelerin
sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine, eğitim ve kültürel yapılarındaki
farklılıklara, kadın nüfusunun toplumda maruz kaldığı ezilme oranlarına ve
bunların biçimlerine bağlı olarak işgücü ve dolayısıyla istihdam yapıları da
farklılık arz etmektedir. Buradan da hareketle, bugün artık bir ülkenin
gelişmişlik düzeyi incelenirken işgücünde cinsiyet eşitliğinin yorumlanması
önemli bir parametre halini almıştır. Nüfus ve demografik yapıdaki değişmeler,
kentleşme düzeyi, göç hareketleri, teknolojik donanım, kadının ikincil özne
konumuna dair sahip olunan bilinç, eğitim politikaları ve işgücünün sektörel
dağılımı gibi unsurlar her ülkenin işgücü piyasasının cinsiyet oranlı
farklılaşmasına ve buna bağlı olarak da işgücü piyasasına yönelik farklı
politika ve stratejilere ihtiyaç duyulmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde, işgücü piyasasına ilişkin tüm resmi
analizler, Türkiye İstatistik Kurumu
(TÜİK)'nun Uluslararası Çalışma
Örgütü (ILO) ve Avrupa Birliği (AB)
İstatistik Ofisi (Eurostat)' nin bu konudaki norm ve standartları göz
önünde tutularak yapmış olduğu Hanehalkı
İşgücü Anketi (HİA) sonuçlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'deki işgücü piyasasına
ilişkin değerlendirmeler ve tartışmalarda genellikle bu ‘doğru kabul edilen’ rakamlar
üzerinden yapılmaktadır. Ancak bu anket ve ona dayalı istatistiklerin bugün
geçerliliği ve ya ortaya koyduğu sonuçların doğruluğu konusunda, özellikle
feminist kuram çerçevesinde, ciddi şüpheler kaçınılmazdır. Zira tüm bu
anketlerin uygulanması sürecinde baz alınan bazı tanım ve kavramlar zaten
‘kadın’ı, araştırma sürecinin çok başında, dışarıda bırakır vaziyettedir.
Bu sebeple bu
çalışmada; konunun ülkeler bazında tarihsel gelişimi kavramsal anlamda
çizilerek, TÜİK çalışmalarının içinde barındırdığı bazı tanımlar ile toplumda
altını çizdiği ayrımcılık ölçülmeye çalışılarak, ‘kadın’ın TÜİK tanımları
içerinde ülkemizde işgücü piyasalarının neresinde olduğu ve bunun geçerliliği
feminist bir bakış açısı ile tartışılmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: TÜİK,
Kadın, Feminizm, İşgücü…
1.
TÜİK’in Temel Bazı Tanım ve Kavramları
1.1.Kurumsal Olmayan Nüfus
Üniversite yurtları, yetiştirme
yurtları (yetimhane), huzurevi, özel nitelikteki hastahane, hapishane, kışla
vb. yerlerde ikamet edenler dışında kalan nüfustur.
1.2.Kurumsal Olmayan Çalışma Çağındaki Nüfus
Kurumsal olmayan nüfus içerisindeki
15 ve daha yukarı yaştaki nüfustur.
1.3.İşgücü
Referans dönemi içinde ekonomik mal
ve hizmetlerin üretimi için emek arzında bulunan çalışma çağındaki nüfusu
kapsar. İşgücü, istihdamda olanlar ile işsizlerin toplamı olarak ifade
edilmektedir.
1.4.İstihdam
Aşağıda yer alan işbaşında olanlar
ve işbaşında olmayanlar grubuna dahil olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus,
istihdam edilen nüfustur.
1.4.1.İşbaşında olanlar
Ücretli,
maaşlı, yevmiyeli, kendi hesabına, işveren ya da ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az
bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan kişilerdir.
1.4.2.İşbaşında olmayanlar
İşi
ile bağlantısı devam ettiği halde, referans haftası içinde çeşitli nedenlerle işinin başında olmayan kendi hesabına
veya işveren olarak çalışanlar istihdamda kabul edilmektedir.
1.5.İşsiz
Referans dönemi içinde istihdam halinde
olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte
çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için
son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde
işbaşı yapabilecek durumda olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki tüm kişiler
işsiz nüfusa dahildirler.
1.6.İşgücüne Dahil Olmayanlar
1.6.1. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar
Çeşitli
nedenlerle bir iş aramayan, ancak 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerdir. İki alt
başlıkta ele alınmaktadır:
1.6.1.1.
İş bulma ümidi olmayanlar
Daha
önce iş aradığı halde bulamayan veya kendi vasıflarına uygun bir iş bulabileceğine inanmadığı
için iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu
belirten kişilerdir.
1.6.1.2.Diğer
Mevsimlik çalışma, ev kadını olma,
öğrencilik, irad sahibi olma, emeklilik
ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayıp ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu
belirten kişilerdir.
2.TÜİK Kavramlarının Feminist Perspektifle
Analizi
‘Çalışma’ kavramı bugün dünya toplumlarında
kapitalizmin etkisiyle birlikte tamamen ‘maddi değere dönüştürülebilen emek’
niteliğini kazanmış haldedir. Bu algıyla birlikte ortaya konulan emek
neticesinde elde edilen çıktı, iktisadi piyasalarda parasal bir karşılığa denk
gelmiyorsa o emeğe ‘emek’ demek ve ya gerekli değeri atfetmek liberal
ekonomilerde mümkün olmamaktadır. Bu durumun zaten hali hazırda toplumsal
cinsiyet ayrımcılığı ile ikinci plana ötelenmiş kadınlar açısından yansıması
ise, tarihten bu yana hep olumsuz olmuştur.
1970’lerden beri
‘cinsiyet’ sosyal bir kimlik olarak ortaya çıkmıştır ve BM 4.Konferansında
Pekin’de bir grup akademisyen gelişme ve kalkınma konularında feminist bir
yaklaşım geliştirmişlerdir.[1] Gerek batı gerek doğu, tüm toplumlarda
tarihsel gelişimleri ile de birlikte bakıldığında, ‘kadın’a toplumsal olarak
yüklenmiş bir cinsiyet kavramının var olduğu ve bunun hep erkeğe oranla
dezavantajlı statüde kaldığı aşikardır. Öyle ki hem sosyal hem kültürel
özelliklerle şekillenen ve biyolojik cinsiyetlere yüklenmiş bu toplumsal
roller, zamanla her toplumda ‘kadın işi’-’erkek işi’ gibi algılar da
yaratmıştır. Ve yine işgücü piyasaları kapsamında tüm toplumlarda; kadının hep
dışarda tutulması, istihdama dahil olacaksa bile bunun genellikle vasıfsız
işlerde ve ya düşük ücretli işlerde olması şeklinde bir tecrübe, kadına
toplumsal anlamda ‘ev işleri, çocuk bakımı, kocanın-ailesinin huzuru, temizlik
ve bahçe işleri..’ vs gibi iktisadi anlamda parasal değer ifade etmeyen ancak
emeğin yeniden üretimi noktasında bel kemiği niteliği taşıyan sosyal roller
yüklenerek yaşanmıştır. Yani öncelikle kültürel ve sosyolojik değerler ile
sonrasında da kapitalizmin bu değerleri körüklemesi ile birlikte kadın ne işe
sahip olma anlamında ne sahip olduğu işte eşit hak ve şartlara sahip olma
konusunda ne de eşit ücret gibi hiçbir çalışma etiği değerinde, erkek ile eşit
haklara kavuşamamıştır.
Bu durum Marx tarafından
geliştirilen ‘yedek işgücü’ çalışmaları ile de açıklanmaya çalışılmıştır. Öyle
ki dışarda bir grup işsizin varlığı, içerdeki (istihdamdaki) işgücüne hep bir
tehdit unsuru olarak gözükmüş/gösterilmiş ve böylelikle kapitalist üretim
sistemi beslenmiştir. İşte bu noktada da kadın işgücüne, tarihden bu yana gelen
yukarıda açıklanan sahip olduğu dezavantajlı algı sebebiyle hep en ideal yedek işgücü ordusu rolü verilmektedir.
Tabi bu cinsel
ideolojinin, epistemolojik anlamda konuya dair mevcut bilginin üretilmesi ya da
toplumlardaki algının manipüle edilmesi noktasında erkek egemen güçlerin
şekillendirici olması da önemlidir. Bunun en belirgin örneği II. Dünya Savaşı
döneminde ABD’de yaşanmıştır. Erkek nüfusunun büyük bir kısmı ordu kanalına
kaydığından, basın etkili bir şekilde kullanılarak, Perçinci Rosie gibi kampanyalarla kadın üretim sürecine dahil
edilmiş, o güne kadar ‘erkek işi’ olarak kabul görmüş pek çok işi, gemi-uçak
yapımı vb, gayet başarılı bir şekilde gerçekleştirebildiğini göstermiştir.
Ancak ne var ki, hegemon yapı sayesinde savaş sonrasında bu kadınlar yine
ustaca kullanılan basın sayesinde istihdamdan çıkarılmış (çıkmaya zorlanmış) ve
tekrar onlar için ‘kutsal’ atfedilmiş, onların yeri olarak gösterilen ev ve ev
işçiliğine geri gönderilmişlerdir.[2]
Tüm bu çerçevede
ülkemizde de tablo pek farklı değildir. Çalışma hayatını düzenleyici ve
belirleyici değerler bugün ILO ile paralel olarak düzenlense de, TÜİK’in
çalışmalarında baz aldığı bazı tanım ve kavramlar ne yazık ki kadının
ezilmişliğini başlangıçta kabul eder vaziyettedir. Örneğin ilk olarak yetiştirme
yurtlarında (yetimhane) olanları istatistiki veriler kapsamında kurumsal nüfus
olarak kabul edilmektedir. Bu durum ülkenin sosyo-ekonomik şartlarıyla değerlendirildiğinde
yetimhanede kalan kurumsal olan ancak çalışma çağındaki nüfusa(15 yaş üstü)
mensup gerek kadın gerekse erkek emeğini hesaba katılmadığını göstermektedir,
ancak uygulamada gerçek bu gençlerin çalışmaya mecbur olduğu şeklindedir.
İkinci bir tanım ise, ‘işgücü’ tanımıdır ki bu da; ‘referans dönemi içinde ekonomik mal ve
hizmetlerin üretimi için emek arzında bulunan çalışma çağındaki nüfusu kapsar.’
şeklinde ifade edilmektedir. Burada da ‘ekonomik mal ve hizmetlerin üretimi
için emek arzında bulunan’ diyerek ücretsiz ev işçisi olan kadının emeği yok
sayılmaktadır. Bir diğer sıkıntılı sayılabilecek tanım ise, ‘Çeşitli nedenlerle
bir iş aramayan, ancak 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten
kişilerdir.’ şeklinde kabul edilen işgücüne
dahil olmayanlar tanımıdır. Bu tanım her ne kadar iş bulma ümidi olmayanlar
ve diğerleri şeklinde ikiye ayrılsa da, mevsimlik işçiler ve ev kadınlarını
işgücü piyasası kapsamında değerlendirmemektedir. Son olarak ise istihdam
tanımı kapsamında; ücretsiz aile işçisi olarak
referans dönemi içinde en az bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan
kişilerdir şeklinde tanım yapılmıştır ki bu noktada da işgücüne dahil
edilmeyen ev kadının istihdamda kabul edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu durum
kendi içerisinde çelişen kavramsal bir karmaşaya sebep olmaktadır.
TÜİK’in ülkenin
çalışma göstergelerini hesaplarken kullandığı bu gibi ayrımcılık temelince
şekillenmiş bazı tanımlar, ortaya konulan sonuçların geçerliliğini de
zedelemektedir. Çünkü öyle ki örneğin ücretsiz aile işçisi olarak kabul edilen
kadının, evde ve ev işlerinde ortaya koyduğu emek, ki bunlar; yemek, temizlik,
çocuk bakımı, aile birliğinin devamı için gerekli huzur unsurları, bahçe işleri
vs.. şeklindedir, iktisadi anlamda gelir elde etmeye yönelik üretilen emeğin
üretim sürecine yeniden kazandırılması noktasında olmazsa olmaz bir işgücüdür.
Yani erkeğin ertesi gün tekrar işine gidip gelir etmesini ve üretim yapmasını
sağlayacak olan enerji, huzur, dinlenme, ertesi güne hazırlanma vb. gibi
değerler hep bu yok sayılan ve parasal bir karşılığı olmayan kadın emeği ile
sağlanmaktadır. İşte bu noktada ev kadınının emeği esasında ülkenin iktisadi
lokomotifinin itici gücü niteliğindedir. Ancak maalesef ki ülkemizde de, dünya
genelinde olduğu gibi, kadın ‘çalışma sahnesinde’ hep erkek cinsinden arkada
konumlandırılmıştır. Bu durum din gibi, kültür gibi çeşitli sosyal olgularla
başlamış akabinde de kapitalist düzende ve liberal ekonomilerde pekişerek devam
etmiştir.
Sonuç olarak
görüyoruz ki ülkemizde işgücü ve çalışma yaşamına ilişkin bu tanımlar kapitalist
çerçeve içinde anlam bulmaktadır. TÜİK ve tanımları da kadınları bu çerçeveye
hapsetmektedir. Öyle ki toplumda dezavantajlı grupların başında gelen kadın yer
yer engellilerle aynı kategoride kabul edilebilmektedir.
3.Sonuç
Kapitalist sistem açısından emek, piyasada fiyatı olan her hangi bir üretim faktöründen başka bir şey değildir. Dolayısıyla kapitalist üretim ilişkilerinde emek alınıp satılan bir ticari metaya kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Bunun sonucunda, insan emeğinin sarf edilmesini gerektiren herhangi bir çabanın değeri de, piyasada kendisine ödenen fiyatla, bir başka deyişle ücret miktarı ile ölçülmektedir. Kadın işgücünün yaygın sömürü biçimlerinden biri de kadın emeğinin, ev işleri söz konusu olduğunda değersizleştirilmesi ve ev işleri ücret karşılığı yapılmadığı için, piyasa ekonomisi açısından dikkate alınmamasıdır. Oysa kadınlar, ücret almadan ev işlerini yürüterek sonuçta ekonomik sisteme de yarar sağlamaktadır. Gerçekten, kadınlar hem evde ücretsiz olarak çalışıp hem de erkekleri yeniden çalışmaya hazırlayarak ekonomik sisteme üstü örtülü bir biçimde katkıda bulunmaktadır. Kadınların çalışma yaşamında erkeklere göre eşit olmayan koşullar altında olmalarının nedeni ataerkil toplumsal yapı kadar kapitalist üretim ilişkileridir. Kapitalizm toplumsal cinsiyeti etkin bir biçimde kullanarak kadınları bir yedek işgücü ordusu olarak konumlandırmıştır. Cinsel ideolojiyi ve toplumsal cinsiyeti kapitalizmin etkin bir biçimde kullanması sonucunda ortaya çıkan cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliği, çalışmanın kendisinin ve bazı işlerin kadınlara uygun olmadığı iddiasının yanı sıra kadınların geleneksel olarak sahip oldukları roller nedeniyle de yeterince verimli olamadıkları görüşüne dayanmaktadır. Cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliğine kaynaklık eden toplumsal cinsiyet kavramının kaynağı tartışmalı olmakla birlikte bu eşitsizliğin, ataerkil toplumsal yapıya bağlı olarak ortaya çıkmasının yanı sıra kapitalizm tarafından da şiddetlendirildiği görülmektedir. Özellikle, aynı işi aynı verimle yapan kadın ve erkek işgücü arasındaki ücret ve diğer kazanç eşitsizliklerinin yanı sıra, bazı işlerin kadın işgücüne uygun olmadığı görüşü ya da kadınların ücret almadan yaptıkları bazı işlerin kadınların doğası gereği asli işleri olduğu düşüncesi, kadınların uğradığı haksızlıkların, erkeklere göre, daha da artmasına neden olmaktadır. Türkiye’de kadının işgücü piyasasındaki konumu, pek çok Avrupa ülkesi ile paralel bir profil sergilemesine rağmen, konunun inceliklerine, alt başlıklarına ve niteliksel farklılıklarına yakından mercek tutulması oldukça gereklidir. Zira bu şekilde işgücü piyasasının temel sorunlarından biri olan dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan ‘kadın’ın süreç içerisindeki yeri, aksaklıkları ile birlikte aydınlanabilir ve ilerleyen dönemde sorunların çözümü amacıyla geliştirilen politikalara yardımcı olunabilir.
3.Sonuç
Kapitalist sistem açısından emek, piyasada fiyatı olan her hangi bir üretim faktöründen başka bir şey değildir. Dolayısıyla kapitalist üretim ilişkilerinde emek alınıp satılan bir ticari metaya kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Bunun sonucunda, insan emeğinin sarf edilmesini gerektiren herhangi bir çabanın değeri de, piyasada kendisine ödenen fiyatla, bir başka deyişle ücret miktarı ile ölçülmektedir. Kadın işgücünün yaygın sömürü biçimlerinden biri de kadın emeğinin, ev işleri söz konusu olduğunda değersizleştirilmesi ve ev işleri ücret karşılığı yapılmadığı için, piyasa ekonomisi açısından dikkate alınmamasıdır. Oysa kadınlar, ücret almadan ev işlerini yürüterek sonuçta ekonomik sisteme de yarar sağlamaktadır. Gerçekten, kadınlar hem evde ücretsiz olarak çalışıp hem de erkekleri yeniden çalışmaya hazırlayarak ekonomik sisteme üstü örtülü bir biçimde katkıda bulunmaktadır. Kadınların çalışma yaşamında erkeklere göre eşit olmayan koşullar altında olmalarının nedeni ataerkil toplumsal yapı kadar kapitalist üretim ilişkileridir. Kapitalizm toplumsal cinsiyeti etkin bir biçimde kullanarak kadınları bir yedek işgücü ordusu olarak konumlandırmıştır. Cinsel ideolojiyi ve toplumsal cinsiyeti kapitalizmin etkin bir biçimde kullanması sonucunda ortaya çıkan cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliği, çalışmanın kendisinin ve bazı işlerin kadınlara uygun olmadığı iddiasının yanı sıra kadınların geleneksel olarak sahip oldukları roller nedeniyle de yeterince verimli olamadıkları görüşüne dayanmaktadır. Cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliğine kaynaklık eden toplumsal cinsiyet kavramının kaynağı tartışmalı olmakla birlikte bu eşitsizliğin, ataerkil toplumsal yapıya bağlı olarak ortaya çıkmasının yanı sıra kapitalizm tarafından da şiddetlendirildiği görülmektedir. Özellikle, aynı işi aynı verimle yapan kadın ve erkek işgücü arasındaki ücret ve diğer kazanç eşitsizliklerinin yanı sıra, bazı işlerin kadın işgücüne uygun olmadığı görüşü ya da kadınların ücret almadan yaptıkları bazı işlerin kadınların doğası gereği asli işleri olduğu düşüncesi, kadınların uğradığı haksızlıkların, erkeklere göre, daha da artmasına neden olmaktadır. Türkiye’de kadının işgücü piyasasındaki konumu, pek çok Avrupa ülkesi ile paralel bir profil sergilemesine rağmen, konunun inceliklerine, alt başlıklarına ve niteliksel farklılıklarına yakından mercek tutulması oldukça gereklidir. Zira bu şekilde işgücü piyasasının temel sorunlarından biri olan dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan ‘kadın’ın süreç içerisindeki yeri, aksaklıkları ile birlikte aydınlanabilir ve ilerleyen dönemde sorunların çözümü amacıyla geliştirilen politikalara yardımcı olunabilir.
-Kaynakça;
* http://www.tuik.gov.tr/MicroVeri/Hia_2011/turkce/metaveri/tanim/index.html
(Erişim Tarihi: 26.12.2014)
*Beneria, L. (2003). Gender, Development and Globalization, Routledge: USA.
*Omay,U. (2011). Yedek İşgücü Ordusu
Olarak Kadınlar, Çalışma ve Toplum, 30,s:
137-166
*Jackson, C. ve Pearson, R. (1998). Feminist Visions of Development Gender
Analysis and Policy, Routledge: USA
*Ecevit, Y. vd.(2011), Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Açıköğretim Fakültesi Yayını No: 1304, Eskişehir
*Ecevit, Y. vd.(2011), Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Açıköğretim Fakültesi Yayını No: 1304, Eskişehir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder