14 Şubat 2015 Cumartesi

Türkiye’deki Kadın İşgücüne Feminist Bir Bakış


Giriş
Günümüzde toplumların dünya üzerindeki varlıkları ve güçleri sahip oldukları ekonomik güç ile doğru orantılıdır. Bu sebeple bir ülkenin iktisadi analizinde o ülkenin üretimi, teknolojisi ve iş gücü piyasasının nitelikleri oldukça belirleyicidir. Ayrıca artık bu gibi üretim bileşenlerine mercek tutarken, toplumların içindeki farklılıklar, ötekileştirmeler, ikincil özne statüsü atfetmeler ve ezmeler/ezilmeler de yorumlama sürecine dahil edilmektedir. Bu artan bilince rağmen ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine, eğitim ve kültürel yapılarındaki farklılıklara, kadın nüfusunun toplumda maruz kaldığı ezilme oranlarına ve bunların biçimlerine bağlı olarak işgücü ve dolayısıyla istihdam yapıları da farklılık arz etmektedir. Buradan da hareketle, bugün artık bir ülkenin gelişmişlik düzeyi incelenirken işgücünde cinsiyet eşitliğinin yorumlanması önemli bir parametre halini almıştır. Nüfus ve demografik yapıdaki değişmeler, kentleşme düzeyi, göç hareketleri, teknolojik donanım, kadının ikincil özne konumuna dair sahip olunan bilinç, eğitim politikaları ve işgücünün sektörel dağılımı gibi unsurlar her ülkenin işgücü piyasasının cinsiyet oranlı farklılaşmasına ve buna bağlı olarak da işgücü piyasasına yönelik farklı politika ve stratejilere ihtiyaç duyulmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde, işgücü piyasasına ilişkin tüm resmi analizler, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi (Eurostat)' nin bu konudaki norm ve standartları göz önünde tutularak yapmış olduğu Hanehalkı İşgücü Anketi (HİA) sonuçlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye'deki işgücü piyasasına ilişkin değerlendirmeler ve tartışmalarda genellikle bu ‘doğru kabul edilen’ rakamlar üzerinden yapılmaktadır. Ancak bu anket ve ona dayalı istatistiklerin bugün geçerliliği ve ya ortaya koyduğu sonuçların doğruluğu konusunda, özellikle feminist kuram çerçevesinde, ciddi şüpheler kaçınılmazdır. Zira tüm bu anketlerin uygulanması sürecinde baz alınan bazı tanım ve kavramlar zaten ‘kadın’ı, araştırma sürecinin çok başında, dışarıda bırakır vaziyettedir.
            Bu sebeple bu çalışmada; konunun ülkeler bazında tarihsel gelişimi kavramsal anlamda çizilerek, TÜİK çalışmalarının içinde barındırdığı bazı tanımlar ile toplumda altını çizdiği ayrımcılık ölçülmeye çalışılarak, ‘kadın’ın TÜİK tanımları içerinde ülkemizde işgücü piyasalarının neresinde olduğu ve bunun geçerliliği feminist bir bakış açısı ile tartışılmaya çalışılacaktır.   
Anahtar Kelimeler: TÜİK, Kadın, Feminizm, İşgücü…

1.      TÜİK’in Temel Bazı Tanım ve Kavramları

1.1.Kurumsal Olmayan Nüfus
            Üniversite yurtları, yetiştirme yurtları (yetimhane), huzurevi, özel nitelikteki hastahane, hapishane, kışla vb. yerlerde ikamet edenler dışında kalan nüfustur.

1.2.Kurumsal Olmayan Çalışma Çağındaki Nüfus
            Kurumsal olmayan nüfus içerisindeki 15 ve daha yukarı yaştaki nüfustur.

1.3.İşgücü
            Referans dönemi içinde ekonomik mal ve hizmetlerin üretimi için emek arzında bulunan çalışma çağındaki nüfusu kapsar. İşgücü, istihdamda olanlar ile işsizlerin toplamı olarak ifade edilmektedir.

1.4.İstihdam
            Aşağıda yer alan işbaşında olanlar ve işbaşında olmayanlar grubuna dahil olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus, istihdam edilen nüfustur.
            1.4.1.İşbaşında olanlar
                        Ücretli, maaşlı, yevmiyeli, kendi hesabına, işveren ya da ücretsiz aile işçisi            olarak referans dönemi içinde en az bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan kişilerdir.
            1.4.2.İşbaşında olmayanlar
                        İşi ile bağlantısı devam ettiği halde, referans haftası içinde çeşitli nedenlerle         işinin başında olmayan kendi hesabına veya işveren olarak çalışanlar istihdamda kabul    edilmektedir.

1.5.İşsiz
            Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kurumsal olmayan çalışma çağındaki tüm kişiler işsiz nüfusa dahildirler.

1.6.İşgücüne Dahil Olmayanlar
                        1.6.1. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar
                        Çeşitli nedenlerle bir iş aramayan, ancak 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır         olduğunu belirten kişilerdir. İki alt başlıkta ele alınmaktadır:
                                   1.6.1.1. İş bulma ümidi olmayanlar
                                    Daha önce iş aradığı halde bulamayan veya kendi vasıflarına uygun bir                 iş bulabileceğine inanmadığı için iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır                 olduğunu belirten kişilerdir.
                                  
                                   1.6.1.2.Diğer
                                    Mevsimlik çalışma, ev kadını olma, öğrencilik, irad sahibi olma,                            emeklilik ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayıp ancak işbaşı                    yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerdir.
                       
2.TÜİK Kavramlarının Feminist Perspektifle Analizi
            ‘Çalışma’ kavramı bugün dünya toplumlarında kapitalizmin etkisiyle birlikte tamamen ‘maddi değere dönüştürülebilen emek’ niteliğini kazanmış haldedir. Bu algıyla birlikte ortaya konulan emek neticesinde elde edilen çıktı, iktisadi piyasalarda parasal bir karşılığa denk gelmiyorsa o emeğe ‘emek’ demek ve ya gerekli değeri atfetmek liberal ekonomilerde mümkün olmamaktadır. Bu durumun zaten hali hazırda toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile ikinci plana ötelenmiş kadınlar açısından yansıması ise, tarihten bu yana hep olumsuz olmuştur.
            1970’lerden beri ‘cinsiyet’ sosyal bir kimlik olarak ortaya çıkmıştır ve BM 4.Konferansında Pekin’de bir grup akademisyen gelişme ve kalkınma konularında feminist bir yaklaşım geliştirmişlerdir.[1]  Gerek batı gerek doğu, tüm toplumlarda tarihsel gelişimleri ile de birlikte bakıldığında, ‘kadın’a toplumsal olarak yüklenmiş bir cinsiyet kavramının var olduğu ve bunun hep erkeğe oranla dezavantajlı statüde kaldığı aşikardır. Öyle ki hem sosyal hem kültürel özelliklerle şekillenen ve biyolojik cinsiyetlere yüklenmiş bu toplumsal roller, zamanla her toplumda ‘kadın işi’-’erkek işi’ gibi algılar da yaratmıştır. Ve yine işgücü piyasaları kapsamında tüm toplumlarda; kadının hep dışarda tutulması, istihdama dahil olacaksa bile bunun genellikle vasıfsız işlerde ve ya düşük ücretli işlerde olması şeklinde bir tecrübe, kadına toplumsal anlamda ‘ev işleri, çocuk bakımı, kocanın-ailesinin huzuru, temizlik ve bahçe işleri..’ vs gibi iktisadi anlamda parasal değer ifade etmeyen ancak emeğin yeniden üretimi noktasında bel kemiği niteliği taşıyan sosyal roller yüklenerek yaşanmıştır. Yani öncelikle kültürel ve sosyolojik değerler ile sonrasında da kapitalizmin bu değerleri körüklemesi ile birlikte kadın ne işe sahip olma anlamında ne sahip olduğu işte eşit hak ve şartlara sahip olma konusunda ne de eşit ücret gibi hiçbir çalışma etiği değerinde, erkek ile eşit haklara kavuşamamıştır.
            Bu durum Marx tarafından geliştirilen ‘yedek işgücü’ çalışmaları ile de açıklanmaya çalışılmıştır. Öyle ki dışarda bir grup işsizin varlığı, içerdeki (istihdamdaki) işgücüne hep bir tehdit unsuru olarak gözükmüş/gösterilmiş ve böylelikle kapitalist üretim sistemi beslenmiştir. İşte bu noktada da kadın işgücüne, tarihden bu yana gelen yukarıda açıklanan sahip olduğu dezavantajlı algı sebebiyle hep en ideal yedek işgücü ordusu rolü verilmektedir.
            Tabi bu cinsel ideolojinin, epistemolojik anlamda konuya dair mevcut bilginin üretilmesi ya da toplumlardaki algının manipüle edilmesi noktasında erkek egemen güçlerin şekillendirici olması da önemlidir. Bunun en belirgin örneği II. Dünya Savaşı döneminde ABD’de yaşanmıştır. Erkek nüfusunun büyük bir kısmı ordu kanalına kaydığından, basın etkili bir şekilde kullanılarak, Perçinci Rosie gibi kampanyalarla kadın üretim sürecine dahil edilmiş, o güne kadar ‘erkek işi’ olarak kabul görmüş pek çok işi, gemi-uçak yapımı vb, gayet başarılı bir şekilde gerçekleştirebildiğini göstermiştir. Ancak ne var ki, hegemon yapı sayesinde savaş sonrasında bu kadınlar yine ustaca kullanılan basın sayesinde istihdamdan çıkarılmış (çıkmaya zorlanmış) ve tekrar onlar için ‘kutsal’ atfedilmiş, onların yeri olarak gösterilen ev ve ev işçiliğine geri gönderilmişlerdir.[2]
            Tüm bu çerçevede ülkemizde de tablo pek farklı değildir. Çalışma hayatını düzenleyici ve belirleyici değerler bugün ILO ile paralel olarak düzenlense de, TÜİK’in çalışmalarında baz aldığı bazı tanım ve kavramlar ne yazık ki kadının ezilmişliğini başlangıçta kabul eder vaziyettedir. Örneğin ilk olarak yetiştirme yurtlarında (yetimhane) olanları istatistiki veriler kapsamında kurumsal nüfus olarak kabul edilmektedir. Bu durum ülkenin sosyo-ekonomik şartlarıyla değerlendirildiğinde yetimhanede kalan kurumsal olan ancak çalışma çağındaki nüfusa(15 yaş üstü) mensup gerek kadın gerekse erkek emeğini hesaba katılmadığını göstermektedir, ancak uygulamada gerçek bu gençlerin çalışmaya mecbur olduğu şeklindedir. İkinci bir tanım ise, ‘işgücü’ tanımıdır ki bu da; ‘referans dönemi içinde ekonomik mal ve hizmetlerin üretimi için emek arzında bulunan çalışma çağındaki nüfusu kapsar.’ şeklinde ifade edilmektedir. Burada da ‘ekonomik mal ve hizmetlerin üretimi için emek arzında bulunan’ diyerek ücretsiz ev işçisi olan kadının emeği yok sayılmaktadır. Bir diğer sıkıntılı sayılabilecek tanım ise, ‘Çeşitli nedenlerle bir iş aramayan, ancak 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerdir.’ şeklinde kabul edilen işgücüne dahil olmayanlar tanımıdır. Bu tanım her ne kadar iş bulma ümidi olmayanlar ve diğerleri şeklinde ikiye ayrılsa da, mevsimlik işçiler ve ev kadınlarını işgücü piyasası kapsamında değerlendirmemektedir. Son olarak ise istihdam tanımı kapsamında; ücretsiz aile işçisi olarak referans dönemi içinde en az bir saat bir iktisadi faaliyette bulunan kişilerdir şeklinde tanım yapılmıştır ki bu noktada da işgücüne dahil edilmeyen ev kadının istihdamda kabul edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu durum kendi içerisinde çelişen kavramsal bir karmaşaya sebep olmaktadır.
            TÜİK’in ülkenin çalışma göstergelerini hesaplarken kullandığı bu gibi ayrımcılık temelince şekillenmiş bazı tanımlar, ortaya konulan sonuçların geçerliliğini de zedelemektedir. Çünkü öyle ki örneğin ücretsiz aile işçisi olarak kabul edilen kadının, evde ve ev işlerinde ortaya koyduğu emek, ki bunlar; yemek, temizlik, çocuk bakımı, aile birliğinin devamı için gerekli huzur unsurları, bahçe işleri vs.. şeklindedir, iktisadi anlamda gelir elde etmeye yönelik üretilen emeğin üretim sürecine yeniden kazandırılması noktasında olmazsa olmaz bir işgücüdür. Yani erkeğin ertesi gün tekrar işine gidip gelir etmesini ve üretim yapmasını sağlayacak olan enerji, huzur, dinlenme, ertesi güne hazırlanma vb. gibi değerler hep bu yok sayılan ve parasal bir karşılığı olmayan kadın emeği ile sağlanmaktadır. İşte bu noktada ev kadınının emeği esasında ülkenin iktisadi lokomotifinin itici gücü niteliğindedir. Ancak maalesef ki ülkemizde de, dünya genelinde olduğu gibi, kadın ‘çalışma sahnesinde’ hep erkek cinsinden arkada konumlandırılmıştır. Bu durum din gibi, kültür gibi çeşitli sosyal olgularla başlamış akabinde de kapitalist düzende ve liberal ekonomilerde pekişerek devam etmiştir.
            Sonuç olarak görüyoruz ki ülkemizde işgücü ve çalışma yaşamına ilişkin bu tanımlar kapitalist çerçeve içinde anlam bulmaktadır. TÜİK ve tanımları da kadınları bu çerçeveye hapsetmektedir. Öyle ki toplumda dezavantajlı grupların başında gelen kadın yer yer engellilerle aynı kategoride kabul edilebilmektedir.

3.Sonuç

     Kapitalist sistem açısından emek, piyasada fiyatı olan her hangi bir üretim faktöründen başka bir şey değildir. Dolayısıyla kapitalist üretim ilişkilerinde emek alınıp satılan bir ticari metaya kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Bunun sonucunda, insan emeğinin sarf edilmesini gerektiren herhangi bir çabanın değeri de, piyasada kendisine ödenen fiyatla, bir başka deyişle ücret miktarı ile ölçülmektedir. Kadın işgücünün yaygın sömürü biçimlerinden biri de kadın emeğinin, ev işleri söz konusu olduğunda değersizleştirilmesi ve ev işleri ücret karşılığı yapılmadığı için, piyasa ekonomisi açısından dikkate alınmamasıdır. Oysa kadınlar, ücret almadan ev işlerini yürüterek sonuçta ekonomik sisteme de yarar sağlamaktadır. Gerçekten, kadınlar hem evde ücretsiz olarak çalışıp hem de erkekleri yeniden çalışmaya hazırlayarak ekonomik sisteme üstü örtülü bir biçimde katkıda bulunmaktadır. Kadınların çalışma yaşamında erkeklere göre eşit olmayan koşullar altında olmalarının nedeni ataerkil toplumsal yapı kadar kapitalist üretim ilişkileridir. Kapitalizm toplumsal cinsiyeti etkin bir biçimde kullanarak kadınları bir yedek işgücü ordusu olarak konumlandırmıştır. Cinsel ideolojiyi ve toplumsal cinsiyeti kapitalizmin etkin bir biçimde kullanması sonucunda ortaya çıkan cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliği, çalışmanın kendisinin ve bazı işlerin kadınlara uygun olmadığı iddiasının yanı sıra kadınların geleneksel olarak sahip oldukları roller nedeniyle de yeterince verimli olamadıkları görüşüne dayanmaktadır. Cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliğine kaynaklık eden toplumsal cinsiyet kavramının kaynağı tartışmalı olmakla birlikte bu eşitsizliğin, ataerkil toplumsal yapıya bağlı olarak ortaya çıkmasının yanı sıra kapitalizm tarafından da şiddetlendirildiği görülmektedir. Özellikle, aynı işi aynı verimle yapan kadın ve erkek işgücü arasındaki ücret ve diğer kazanç eşitsizliklerinin yanı sıra, bazı işlerin kadın işgücüne uygun olmadığı görüşü ya da kadınların ücret almadan yaptıkları bazı işlerin kadınların doğası gereği asli işleri olduğu düşüncesi, kadınların uğradığı haksızlıkların, erkeklere göre, daha da artmasına neden olmaktadır. Türkiye’de kadının işgücü piyasasındaki konumu, pek çok Avrupa ülkesi ile paralel bir profil sergilemesine rağmen, konunun inceliklerine, alt başlıklarına ve niteliksel farklılıklarına yakından mercek tutulması oldukça gereklidir. Zira bu şekilde işgücü piyasasının temel sorunlarından biri olan dezavantajlı gruplar içerisinde yer alan ‘kadın’ın süreç içerisindeki yeri, aksaklıkları ile birlikte aydınlanabilir ve ilerleyen dönemde sorunların çözümü amacıyla geliştirilen politikalara yardımcı olunabilir.

[1] Jackson ve Pearson, 1998
[2] Omay, 2011
-Kaynakça;
*Beneria, L. (2003). Gender, Development and Globalization, Routledge: USA.
*Omay,U. (2011). Yedek İşgücü Ordusu Olarak Kadınlar, Çalışma ve Toplum, 30,s: 137-166
*Jackson, C. ve Pearson, R. (1998). Feminist Visions of Development Gender Analysis and Policy, Routledge: USA
*Ecevit, Y. vd.(2011), Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi, Açıköğretim Fakültesi Yayını No: 1304, Eskişehir






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder